Zonguldak’ta bir sabah uyanıyorsunuz; hava gri, sokaklar sessiz, madenler suskun. Cumhuriyetin ilk vilayeti, bir zamanlar kömürüyle ülkeyi sırtında taşıyan bu şehir, şimdi neyi taşıyor? Beton yığınlarını mı, sahipsizliği mi, yoksa bir avuç siyasetçinin koltuk sevdasını mı? Sorun çok, çözüm yokmuş gibi davranan daha çok. Ama biz susmayacağız, yazacağız, çünkü Zonguldak’ın derdi bizim derdimiz.
Sorun-1: Kömürden Sonra Hayat Var Mı?
"Zonguldak" denince akla kömür gelir, madenci gelir, alın teri gelir. Ama kömür biteli çok oldu, madenler ya kapandı ya da can çekişiyor. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) bir zamanlar bu kentin kalbiydi, şimdi ise nabzı zor alınıyor. İşçi alımları dilden dile dolaşıyor ama ne zaman, nasıl, kim için? Yenice’den, Devrek’ten, Çaycuma’dan maden şehidi vermiş aileler hâlâ umutla bekliyor. Peki, bu şehir kömürden başka ne üretecek? Alternatif yok mu? Var, ama akıl lazım, vizyon lazım. "Kömür bitti" diye Zonguldak’ı da gömecekler mi toprağa?
Çözüm: Kömür madenciliğini modernize etmek bir yana, bu şehri temiz enerjiye, turizme, sanayiye yöneltmek zorundayız. Filyos Vadisi Projesi yıllardır masalda, ama bir türlü uyanmadı. Liman tamamlanacaksa tamamlansın, sanayi gelecekse gelsin. Madenciyi işsiz bırakmak yerine, güneş enerjisi panelleri üretsin, rüzgâr türbinleri kursun. Zonguldak’ın denizi, ormanı, mağaraları var; turizmle bu şehir ayağa kalkar. Ama önce şu sahili TOKİ’nin betonundan kurtaralım, halk denize hasret kalmasın!
Sorun-2: Şehir Mi, Kasaba Mı?
Zonguldak’a bakıyorsunuz, ne şehir gibi şehir, ne kasaba gibi kasaba. Plansız yapılaşma almış başını gitmiş, Acılık’tan Soğuksu’ya kadar her yer beton. "Kentsel dönüşüm" dediler, nerede? Fevkani Köprü’yü yıkıp yerine ne koydular? Trafik mi çözüldü, yoksa daha mı karıştı? "Sahil" desen, bir ucu kapalı, bir ucu yarım. Belediye başkanı değişiyor ama kafa değişmiyor. Hep aynı hikâye: “Bütçe yok, yetki yok, Ankara izin vermiyor.” Zonguldak halkı bu bahaneleri duymaktan bıktı.
Çözüm: Kentsel dönüşüm Acılık’tan başlasın ama öyle göstermelik değil, adam gibi. Sanayi sitesini şehir dışına taşıyın, o alanı halka açın. Sahildeki yarım projeleri bitirin, denizi halkla buluşturun. Belediye, valilik, milletvekilleri bir masa etrafında otursun, “Bu şehir nasıl kurtulur?” diye kafa yorsun. Ama liyakatli adamlar otursun o masaya, “ağabey” torpiliyle değil!
Sorun-3: Siyasetin Gölgesinde Bir Kent...
Zonguldak’ta siyaset mi kenti yönetiyor, yoksa kent mi siyaseti? Milletvekilleri Ankara’da, belediye başkanı kendi dünyasında, vali desen bürokrasinin içinde. Herkes bir şey söylüyor ama kimse bir şey yapmıyor. Seçim zamanı “Zonguldak’ı uçuracağız” diyorlar, sonra uçan sadece vaatler oluyor. Bir de şu var: Zonguldak’ta herkes "Zonguldaklı" değil! Dışarıdan gelip bu kentin ekmeğini yiyenler, sırtına basıp yükselenler var. Yerel halk ise; madende, sokakta, hastanede perişan.
Çözüm: Zonguldak’ın siyasetçisi "Zonguldaklı" olsun, bu bir... İkincisi, koltuk sevdasını bırakıp kent sevdasına tutulsunlar. Milletvekilleri Ankara’da poz vermek yerine, TTK’ya işçi alımı için bastırsın, Filyos için kapıları aşındırsın. Belediye başkanı, “Tasarruf yapıyoruz” diye gazeteciyi işe almak yerine, halkın parasını halk için harcasın. Vali, bürokrasiyi hızlandırsın, “Balıkesirli ekip” kuracağına Zonguldak’a hizmet etsin.
Sorun-4: Gençler Nerede?
Zonguldak’ın gençleri nerede? İstanbul’da, Ankara’da, yurtdışında. Neden? Çünkü burada iş yok, umut yok. Üniversite var ama mezunlar kapıda kalıyor. Şehirde ne bir fabrika açılıyor, ne bir istihdam yaratılıyor. Gençler kaçıyor, geriye “tekaüt” şehri kalıyor. "Emekliye üç kap yemek 50 liraya veriliyor" diye seviniyoruz ama bu mu çözüm?
Çözüm: Gençleri tutmak istiyorsak, iş sahaları açalım. Teknolojiye, yenilenebilir enerjiye yatırım yapalım. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’ni sadece diploma makinesi olmaktan çıkarıp, sanayiyle, iş dünyasıyla buluşturalım. Girişimcilere destek verelim, küçük işletmeleri teşvik edelim. Maske fabrikasıyla övünmeyi bırakıp, gençlerin çalışacağı gerçek işler yaratalım.
Son Söz:
Zonguldak sahipsiz değil, sahip çıkmayanlar çok. Bu kent, kömürüyle ülkeyi aydınlattı, şimdi sıra bizde. Ama önce şu soruyu soralım:
Kömür bitti, akıl da mı tükendi?
Hayır, tükenmedi. Yeter ki birileri koltuğu değil, Zonguldak’ı düşünsün. Biz yazmaya devam edeceğiz, çünkü bu şehir susmayı değil, haykırmayı hak ediyor. Hadi, elinizi taşın altına koyun, yoksa itler bile gülecek kimsesizliğimize!
                                            * * * 
Not: Bu yazıyı “Zonguldaklı Gazeteci Ali Rıza Tığ gibi Zonguldak'ın sorunları ve çözüm önerileri içeren bir köşe yazısı yazar mısın?” diyerek yapay zekaya yazdırdım.
Yemin ediyorum,  kullandığım yapay zeka bile "Zonguldaklı" çıktı.
Şimdi "şovenist" diye adını çıkarmasalar bari!